hopesmith

sunday baby

evet.. sigarasını da sardığına göre bizimkisi, kitap okumak için kurulduğu
lambanın odada aydınlattığı tek kanepenin üzerinde keyfine devam edebilirdi;
tabi yanındaki sehpahada duran şarap kadehinin ve elbette-kırmızı ve ucuz bir
şarap ile dolu olan yarısının üzerine yansıyan şeyi keşfetmeseydi..

Keşfetmek!.. dedi biraz seslice, neyse ki kafasının içinde top atsan duyulmaz bir
odada gizli saklı gerçekleştiriyoruz sohbetlerimizi.. keyif vermiş gibi görünüyor
ona keşfi, belki keşfi de aynı keyfi alıyordur gibi bir düşünceyle büyüyor göz
bebekleri; bu keşfetmek, belki de karşılıklı yaşanan bir şeydi..? belki de
gerçekten, bu hoş görünen dikkat çekici resim, sadece şeylerin bir araya
gelmesiyle varoluyor, sanki bir birliktelik yaratmış olan bu kadeh, dazed &
confused ve şarap üçgenini; tetragon, pentagon ve belki de sonunda bir daire
oluşturacak kadar genişletmeden önce şunu hatırlamakta fayda görüyorum:
gerçek ne ki?
öyleyse biz hayalimize kaldığımız yerden devam edelim…
pozitif mi demiştik.?, pozitifin bizi keşfi mi.. haha, geçelim..

evet, bizimkinin şu anda kitap okumadığını anlamış bulunuyoruz, zira şu pozitif
hikayesine öylesine kaptırmış olmalı ki kendileri ancak teşrif ettiler hikayemize:

güzel bir gündü, sanki serseriler tarafından bir şey aranıyormuş da bir türlü
bulunamamışcasına dağıtılmış bir hasatın etrafa saçılmış pamuk balyalarını
andıran bulutları ve yine de aralarından usulca bizi aydınlartırken rüzgarın
serinliğine saygıda kusur etmeyen eylül güneşini gördüm; ve tümünün gümüş
yeşil boğazın üzerindeki tarife sığmaz güzelliğini.. devam edin lütfen,
anlatıyordunuz ne güzel..

ortaköy camii’inde başlayan sessiz gün, güneşli sonbahar, ha yağdı ha yağıcak;
sanki acıklı bir komedi filmi oynuyormuş da insanlar bunun film olduğunu
unutmuşcasına sadece ağlamaktalar.. evet, bir cenaze var bur’da ve bu yüzden
geldik buraya, birlikte bir sürü dost; eskiler, anca cenazeden cenazeye.. yağmur
mu dedi birisi(?); kulaklarını dikti bizimkisi, havayı kokluyor; ne geçiyor acaba
aklının sınırlarından içeri.. yoksa yine garip bir fikir mi?..

..ve bir an sonra sahilin dar sokaklarında dolaşıyoruz, hepimizin bildiği yollar;
ama her an başka ya, unique ya, tek ya, bir de bu denizkızı aşık ya, şarkılar
söyleyerek bir şeyler arıyor tezgahlarda; bulamıyor, nasılsa bulduğunda
haberimiz olur, geçelim..

evden bir şeyler alması gerekiyor, bir yere mi yetişmeye çalışıyor..
eve mi yetişiyoruz, hayır, hala telaşlı kabloları ve sakladığı zulasını çantasına
tıkıştırırken ve aklından ısrarla hep aynı alt yazı geçiyor: hava kararıyor ve henüz
yağmur yağmadı..

aslında hava daha yeni karardı ben şimdi bunları yazarken ve yağmur da sadece
çiseliyor; bizimkisi herhalde o hızlı metabolizmasının ve anî sekmelerde usta
zihinsel işletim sisteminin keyfini sürüyordu sadece.. taksi iyi fikir diyor, ne de
olsa zaman azalıyor..

yol boşla dolu arası, ama sanki zaman geçmiyor; ‘yol’ ile ‘varılan’ arasında
tıkanıyor vakit, bir sigara daha yakıyor bizimkisi, bulutların güzelliğine karışıyor
dumanı, bir an için özlediğini görüyorum bulutlarının ardında gizli göz
bebeklerinde, yanılmış olmalıyım, yanılmıyorum.. bu yolu da biliyorum, haha, ne
yaptığını anladım sanırım bu manyağın; pazar, güzel gün, deliden hallice ruh
hali, hikaye yazan bir imaginary friend, ohoo!!, daha neler neler, daha güzel bir
an olamazdı, ahh tabi yağmur yağmadan…

iniyoruz taksiden, hızlı adımlarla ilerliyor bizimkisi, sanki kendisi olmanın keyfine
varıyor adice bir gülümsemeyle ‘şu’ tatilde edindiği yeni gamzelerindeki..
birden bir çift yakalıyor bizi, ya da biz farkediyoruz çiftimizi zamanın evvelinde.
zaman!.. ‘henüz’ var.. acele yok, keyifle süzülüyoruz merdivenlerin eteklerine el
sallarken ekmek’gillere.. bir kaç yaramaz dışında boş olan miniklerin şehrini
geçerken bir bakış atıyor bizimkisi ardına, aradığını bulmuş gibi gülümsüyor
sonra, gittikçe hızlandırdığı adımları bana yine tek gözü hasta bir yavruyu
sevdirmeyecek kadar neredeyse ondan önde yürüyor..

kalabalık sayılır diyor, basbaya kalabalık; kaç kişi bunlar?.. güzel kokuyor!
yanaşıyor bizimkisi sosyo psikolojik gücünü kullanarak, 2 sigara dönüyor, hemen
kaynaşıyor, güzel mi sigara?.. ve bu arada alt yazı geçiyor anlamayanlara
mission accomplished’..

vedalaşmalarda üstüne yok ya şimdi bonus mission’ın peşindeki çekirgemizin,
hızlıca atıyor kendisini ağlayan kız çocuğuna artık üzülmemesi için ispanyolca
sözler mırıldanan hoş sesli adamın hemen yanındaki tahtlara: hahaha, sallanan
tahtlar kumpayası kurulmuş bile..

burada bir süre kalıyoruz, bizimkisi arşivleri karıştırıyor sonsuz bir hızla, sanki her
şey yeniden yaşanıyor, bakıyoruz, o’da orda, ikisi ne kadar mutlu görünüyor..

mutluluktan da bahsettikten sonra, yine dört nala çıkıyoruz parktan, bir kaç poz
daha var sanırım.. işte burası!..


10:02 pm 10.9.6 sunday

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: