hopesmith

Yazılarım 1

AŞK

Göz göze vermiş,
tüm anılarını ve benliklerini unutmak istercesine kendilerinden geçmeyi bekleyen iki sevgili,
benim bile varlığımı unutacak hale henüz gelmişlerdi ki, olanlar oldu:
Biri diğerinin ağzını bir yumrukta dağıtmak istiyordu.
Diğeri, çoktan daldığı hayalinde, hızlı ve yumuşak bir kafa darbesiyle olabilecekleri
oldukça etkisinde kalarak izliyordu ki, henüz yumruğunu sıkmakta olan, bu garip hazzı,
derinlerine daldığı sevgilisinin gözlerinde farketmekte gecikmedi..

Olan olmuş, orgazm bitmişti. Zevkin sırası diğerindeydi.

Avuçları terden sırılsıklam, gözlerini bir kez bile kırpmadan izlediği güzelliğin
kendisine doymasını beklemek niyetindeydi. Hem belki bu kez de numara yapacak vakti kendisinde bulur
ve bu ‘hazzı küçümsenemez’ savaşı oynayacak gücü artık kendisinde neden bulamadığını anlayana dek,
bu sıralar ruhunu dinlendiren rüzgarlı alevçiçeği tarlalarındaki gezintilerine devam edebilirdi.

Ağzı yüzü kan içindeydi birinin, gözünü bir kez bile kırpmamıştı henüz.
Çiçeklerin rengine karışan kanı çenesinden damlıyordu.
Ne romantik bir an, ne hoş bir manzara!
Uçsuz bucaksız yanan tarlanın ortasında,
aslında biribirlerinden başka bir şey görmeyen iki gönül vardı tam karşımda.
Onlar beni görmedi ve aktım çiçek kokularının içine daldığı oluktan,
sızıp dudaklarından damladım rengime yakışan güzelliklerin yapraklarına.

Birbirine dokunmaya kıyamayan sevgililerin hayallerinde varolup, kavuşmanın sevinci oldum anılarında.

___________________________________________________________________________

 

 

TOPLANTI

Kuşkusuz aranızda düştüğümüz durum yüzünden cezalandırılmak için sabırsızlananlarınız vardır.
Henüz yoksa da pek yakında olacak demektir.
En azından cezalandırılmak üzere nasıl bir suç işlediğinizle ilgili olarak bir çeşit mülakata hazır olmalısınız.
Toplantı yapılacak ya da hep bir ağızdan şarkılar söyleyerek bu toplantıyı daha neşeli daha yüzeysel ve değersiz bir hale getirmek isteyenler bu toplantıyı rüyalarında bile göremeyeceklerdir.
Ciddiye alınmak isteyenlerse, mülakat sonrası yapılacak olan eğlenceyi düzenleme komitesinde yer alabilirler.
Toplantının esas amacı, cezayı hak edenleri ciddiyetsiz ve sabırsız olan eğlence düşkünlerinden ayırt etmekte izlenecek yol olacaktır.
Herkesin bizzat katılacağı bu toplantıda, önce davranışları göz önünde tutulacak olan iştirakçilerimizin esas mazeretlerini mülakata saklamaları, çalan müzikle kendinden geçenlerin derhal bir eş bularak salonu terk etmeleri gerekmektedir.

Zira, eğer mülakata hazır kimse olmadığı ortaya çıkarsa, salonu terk edenlerin bir bir yakalanıp seçemeyecekleri bir cezaya çarptırılacaklarını üzülerek belirtmek isterim.

___________________________________________________________________________

AYA

Bir gece bir inci tanesi düştü gökyüzünden elime.
Avcumun içine baktım ve onun güzelliğine inanamadım.
Onu dostlarıma gösterdim ve nasıl da avucumun içine düştüğünü anlattım.
Kimisi sahte olduğunu söyledi onun.
Kimisi de bana inanmadı.
Ve bazıları da,
onun bana ait olmadığını ve hatta çalmış olduğumu söylediler.
Ben ise daha önce hiç gerçek bir inci görmemiştim.
Daha önce gökten avucuma hiç bir şey düşmemişti ve hiç çalmamıştım.
Sahte yürekleri olan ve hayallerine inanmayan hırsızlar
gökyüzünün ve gecenin güzelliğini hiç farketmediler.
Ben ise artık her gece O’nun, avcumdaki suya düşmesini ve ruhumu ateşlemesini bekliyorum.

___________________________________________________________________________

GUSTOV’DAN EKLER..

Astarının yüzünden pahalıya malolduğu şu günlerde artık uzun vadeli
yatırımlardan da uzak durmak gerekiyor malesef.
Beklediğiniz kazancı elde etmenizin sırf sizin yüzünüzden daha da imkansız
bir hale geldiğini söylersem biraz abartmış olabilirim,
ama,
eğer siz beklerken geçen vakitlerin size daha da fazla zam´an´ kaybettirmesini
istemiyorsanız bu durumun biraz da sizin yüzünüzden kaynaklandığını
kabul etmenizi tavsiye ederim.

Çünkü,
“Acaba istediğiniz ve hakettiğiniz şeyin sizi ne kadar hakkettiğini düşünmeden,
nasıl bunca vakti harcayarak belki de bir daha asla geri gelmeyecek değerdeki
verimli anlarınızı hiçe sayıp; onları başka bir değerle kıyaslamak gibi bir hataya
düştüğünüzü düşünecek vakti bile kendinizde bulamadığınızı farketmeniz bir yana,
bunun, aslında siz ve beklentiniz olarak adlandıracağım ´her iki tarafa´ da
büyük saygısızlık olabileceğini nasıl görmezden gelebiliyorsunuz?”
sorusu bile size cevap vermek istemeyeceğiniz kadar saçma,
karmaşık ve aniden karşınıza çıkmış olan siyah bir kedi kadar tedirgin edici geliyorsa,
sizin için belkide iş işten geçmiş, ya da daha uç bir iyimserlikle ambulansın sesini hala işitiyor denilebilir,
ama, peki siz kendiniz için ne söylersiniz?.. (ben duble black label alayım..)

___________________________________________________________________________

İÇİNDE

Sessizliğin başladığı yerde sensizlik biter.
Kimsesizliğin içinde ben seni bulurum.
İçimde, kimsenin seçemeyeceği incelikte,
neredeyse görünmez ağlarımı örmüş;
anılarımın hayallerime takılmasını beklerken
senin sakinliğine benzer bir ürperti doluyor içime.
Kendi kuyruğumun peşindeki ben,
kuyruğum geçsin de takılayım peşine diye
mıhlanmış yerine, sakini oynuyor kendi kendine
atlamaya hazır en ufacık bir gölgeye..

___________________________________________________________________________

YOKSA

“Sızlanlamayı kes..” dedi kendi kendine,
“..sen elinden geleni yaptın. Çoğu kez ölmekte olana saygı göstermek gerek”.
Nefes almakta zorlandığını hissederek pencereyi açtı ve ekledi: “En azından kendine saygı göster…”

Uzun kavakları ilişti gözüne mezarlığın, ufku yolun hemen diğer tarafına getirmişcesine
onlardan ilerisini göremiyordu. Sis vardı şehirde yine ve pencereyi açışı bile nefesini rahatlatmamıştı.
Derin bir iç çekti ve bitmekte olduğunu gördüğü sigaralarından birine daha, kavakların tepesinde dönüp duran
kargalara doğru birkaç kez asıldıktan sonra, tıpkı o karlı günde olduğu gibi kuşları izlemeye koyuldu.

“Herhalde kar yüzünden bu kadar telaşlılar.” dedi.
“Telaş içinde olduklarını ner’den anladın?” diye cevap verdi Maya..
“Kar çok ani bastırdı, sanırım hazırlıksız yakalandılar” diye yineledi düşüncesini..
“Doğayı tanıyanlar hazırlıksız yakalanmaz..” dedi Maya ve ekledi:
“..onlar sadece eğleniyorlar.”

“Peki, eğlenmek için mi hazırlık yaptılar yoksa kendilerini sağlama almak için mi?”
Sigaradan bir nefes daha aldı ve onu Maya’ya uzattı.

“Sanırım kendini sağlama almış olanlar değil bunlar..” dedi Maya,
“..onlar sadece eğleniyorlar.”

___________________________________________________________________________

ZAMANSIZ ZAMANLAMA

Bir şeyin vakti gelmeden gönül onu ister mi?
İsterse neden ister, bilir de benim vaktini bekleyeceğimi.
Ruhuma şart koşar beri çekmeyi zamanı,
o da sanki şimdiymiş gibi kanar hemen aklıma; yaşar sevdiğini ap ansız.
Fikrim başlar anlatmaya sanki bunlar oluyormuş gibi,
ruhum sarsar düşüncelerimi seçtiğinde imkansızları içlerinden.
Çünkü yalanın tüylü terazisi ruhum benim benliğimin.
Bir kefesinde gönlüm diğerinde zaman.
Bir an öylesine ağırlar ki teraziyi taşıyamam.
Ve yine birlikte hafiflerler,
yine seçemem hangisinin doğru olduğunu:
Henüz değil mi yoksa hiç mi?

(şimdi mi, hep mi)

___________________________________________________________________________

GUSTOV’DAN EKLER..

Kalbim yordam bilmezliğimin hesabını soruyor olmalı, onu mutluluğundan ayırdım diye bana.

Eğer beni özlemekle suçluyorsanız,
sizi daha fazla uğraştırmak değil niyetim; suçumu kabul ediyorum,
evet, onu ben özledim.
Hatta hiç tereddüt etmeyin kırmak için kaleminizi,
zira ben hiç tereddüt etmeden yaptım bunu; bizzat ve isteyerek
ve bu utançla birlikte daha fazla yaşayamam.

___________________________________________________________________________

SHIP’S LOG

Sonunda projemiz onaylanmıştı!
Herkes sulayıp büyüttüğümüz ağacımızın meyvelerini yemek için sabırsızlanmasaydı bi’de; amma arbede..
Yani, büyütürken bu kadar sorun yaşamamıştık biz onu.
Diğerlerine karşı kurduğumuz ve her nasılsa koruduğumuz birliğimizi,
kendi birliğimizle bozma yolunda ilerliyoruz.

“Hayat insanların belirli süreler için birbirlerini kullanmalarıdır. Köprüyü geçeriz, cigara biter.”

Her kim erdem ve onurdan bahsediyorsa, o, tamamen kendisi için demek istiyordur.
İçtenlik ve diğer erdemler insanın içindedir
ve onları dışarı çıkartmak diğerlerine karşı erdemsiz bir hareket olur.

Önemli olan; herkesin kendi üslubuyla, kendisi için doğru ve yanlışı, erdemli ve erdemsizi,
davranışlarına ve tüm yaşam tarzına yansıtmasıdır.
Onlardan bahsetmek yersizdir, çünkü anlaması olanaksızdır.

“Herkes aynı noktaya farklı yollardan gelir, herkes geldiği noktayı farklı yorumlar,
herkesin yalnızca hissettiği birdir.”

Bu inancı kullanarak epey yol katettik; daha da ilerleyebilirdik.
Ama artık bu şekilde olması imkansız.
Zira tüm mürettebat aklını kaçırdığını sanıyor ve hislerinin aklına yol açmasına izin vermiyor artık.

___________________________________________________________________________

Onu çok özlüyorum.

Her zaman değil.
Hayat nasıl olsa yaşanıyor, şöyle veya böyle geçiyor vakit.
Ama ben, an geliyor ki suçlayacak kimseyi ararken buluyorum kendimi:
Hayır, kimse değildi onsuz olmamın nedeni;
ne o, ne bir başkası.
Kendimi de defalarca infaz etmiş olan ben suçuma ortak arıyorum.
Hayır, her zaman değil.
Bazen işte, an geliyor ki aslında ben onu özlüyorum.

___________________________________________________________________________

Mitolojiyi düşünüyorum bazen.
Hani diyorum ki onlar da bizi düşünüyor mudur?

Aslolan hilayenin içinde olmak mı, yoksa onu yorumlamak mı?
Düşünmek mi, yapmak mı?

___________________________________________________________________________

Reprodüksiyon aşklar..

..ve malesef her şeyin ilki güzeldir.

___________________________________________________________________________

Birisi sana ilgi duyduğunda, seni sevdiğinde, aşık olduğunda; aynı şeyleri hissetmesen de
onun bu karşılıksız hislerini görmezden gelmen imkansızdır.
Böyle durumlarda kaçmak gerekir; saklanmak, ortalardan kaybolmak.
O kişiyle görüşmek belki de haklı bulduğunuz bir davayı aslında gerçekten inanmadığınız halde
destekliyor olmanız anlamına gelebilir.
Sen de daha önce sevmişsen eğer, ya da benzer hisleri bir başkasına karşı hissetmişsen,
kendini doğal bir empatiyle o kişiye karşı daha anlayışlı olmak zorunda hissedersin.
Ve eğer senin de zaten kaçmakta olduğun duyguların varsa, sana karşı beslenen ve
bu sana ‘umutlu seni’ hatırlatan, tıpkı, senin de pençesine düşüp mutluluğun peşine düşmeni sağlayan
aynı neşenin parıltısını onun sana bakan gözlerinde fark edersin.

___________________________________________________________________________

Yoketmenin keyfi.
Aynı malzemeyle yeni bir şey oluşturmak istediğinde,
yaratacağının hazzını yoketmeye başladığın anda hissetmeye başlarsın.
Yok ettiğin, o malzemeyle daha önce yapılmış olandır.
Sen, onu parçalayıp, belki bir kısmını başka birşey yapmak için kullanacak olabilirsin.
Peki aldığın bu parça olmadan anlamını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya olanı düşünmesi gerekenler kim?
Belgesel yapımcıları mı?
Doğal seleksiyon mu demeli ve geçip gitmeli mi yoksa, devam edebilmek için?
İnsan plan yapabildiği sürece doğal olanla kıyaslanabilir mi?
Doğalı hazırlayabilen insan, bunu planlayarak, tasarlayarak hatta sadece düşsel olarak gerçekleştirebilir mi?
Yoksa, bu asla doğal sayılmayacak kurgusal gerçekliğin içinde yaşıyor olmak bile başlı başına bir ahlaksızlık,
pislik mi?
Ya da Littin gibi çaktırmadan, gizlice, illegal bir şekilde mi çekmeli belgeseli, filmi?

___________________________________________________________________________

Sayısız karmaşa, bir leğen dolusu lego gibi;
seç beğen içlerinden parçaları, yap birşeyler diye dürtüyor sanki birileri.
Sanki yaşımız geçecek de oynayamayacakmışız gibi bir daha; ne bu hengame bu telaş?
Bir de, çabucak beğenip diğerlerinin yaptıklarını, yenisini beklemenin yaptırımı giriyor işin içine,
saygıyı da katarsak işin içine.

Ve pislik parçalarını büyük bir titizlik ve itinayla, insanların misket oynayabileceği büyüklükte bilyeler
haline getirebilen bok böcekleri bile bizim kadar büyük bir felaketin içinde değildir.
Zira adı üstünde, bok böcekleri insan değildir, böcektir.
Ve böceklerin insanları inceleyen bir bilim dalına sahip olduklarını eminim daha önce duyanınız olmamıştır.

___________________________________________________________________________

BERABER GELİNİZ

Evet siz, yine çekip gittiniz
bıraktınız beni benimle,
adi bir kopyası kaldı bana
mutluluğum da sizinle gittiginden beri.
O da sizinle, başı boş,
olmaktan sevinçli.
Sizi tanıdı tanıyalı
unuttu beni besbelli.
Benim aklım sizde kaldı
Onu umursamak niye?
Çünkü nasıl olsa dönecek sizinle geriye.
Siz ki dönmediniz geri
Tutuldunuz bir deliye
Ben delinin mutlulugu
Bilmez yolu geriye.

___________________________________________________________________________

Gariplikler birbirini kovalamalıydı ya, hoşluklarımız hep ardındaydı ya garipliklerimizin.
Göstermedik ya biz onları, hatta saklamadık ya bir bir kendi edep yerlerimize.
Sevindik ya edepsiz olmanın tadını kovalarken ucuyla burnumuzun, sanki pişmiş aş varmış gibi az ileride..
Ama aç bilaç çıkıyordu ya tadı bu sefer-i ziyafetin; ağzımızı pek açmadan doyduğumuz bu nefsin zevkine,
niyetimizi de gizlemedik ya gizlerken yüzümüzü rüyamızın ardındaki görünmezliğe.
..dokunmadık ya ateşlere, silkinmeden akkorları alnımızda gizlenen
Ki kendiliğindendi ya olması gereken(!),
-ya gölgeler ardındaki sezsizce ‘gizlenilen; saklanmış diğerlerinden, kovalatan bizi bizlere..
böyle bir-ol(!)’du ya işte, dedim ya: hoş oldu(!), garip olanların doyuşu birbirinin gizemine..

___________________________________________________________________________

BOŞLUK

ahh..
boşluk.
bazen sadece var olan
bazen aradığım
aramazken karşılaştığım
karşılaştığımda kaçtığım
kaçtığımda bulduğum
bulduğumda kaybettiğim
kaybettiğimde kazandığım
kazandığımda yitiren beni,
beni seven,
uğrana can verdiğim, baş koyduğum yoluna.
varlığına şaştığım,
şaştığımda beni şaşırtan ağırlığınla
sen benim boşluğumsun doldurduğun yokluğunla.
yokluğuyla doğduğum,
sensizliğimsin varlığımla karşı koyduğum;
hepimizin sensizliği,
benim boşluğum.

___________________________________________________________________________

Biz derinlerde yaşayan balıklar körüzdür, ama kör olduğumuzu bilmeyiz.
Olup biteni anlamak ve yaşamak için çok farklı gelişmiştir yüreğimiz;
diğerlerinden çok başka bir yerde ve daha karanlık sularda olduğumuzu biliriz.

Çünkü biz kendimiz geldik buraya ve kapadık gözümüzü görünen dünyaya;
göremediklerimizi göstermeye, gösteremediklerimizi görmeye çalıştık
ve böylece bekletilerimizi görmeye başladık.
Ve onlar da bizi gördüler.
Varlığından utandık onların ve gelecekte de var olmalarından korktuk.
Vak’ti düşündüğümüzü görünce, kurtuluşu daha derinlerde arar olduk.
Daha derinler daha da karanlıktı
ve daha yalnız
ve biz derinlerde yaşıyan balıklar yalnız kaldığımızda hep daha fazlasını görürüz.
Gördüklerimizi birbirimize anlatmaya bayılırız
ve her seferinde daha derinlere kaçıp, daha sonra buluşmak üzere oraları seyre koyuluruz.

Bizler birbirimizden başka kimseyi görmeyiz ama malesef bunu da göremeyiz..

___________________________________________________________________________

DOLUNDA

Birbirimize alışkanlıklarımızdan vazgeçirme korkusu salıyoruz biz.
Alıştığımız normal hayatlarını tehdit ediyoruz birbirimizin.
Belki de yaşamaktan hiç hoşlanmadığımız;
bir anlamda kurtulmak istediğimiz hayatlarımızı.

Kurtuluşu birbirimizde bulduk
Biz
Birbirimizin kaçışına şahit olduk
Demek ki
Kaçış sebebimize haklı bir umut uydurduk
Seninle
Kanatlarımızı gördük birbirimizin henüz yerinde izleri
Belli
Oldu ki kaçışımızı sevdik biz, kavuşmamızı değil
Demek ki
Biz kaçtıkca yine her seferinde birbirimize döneceğiz.

___________________________________________________________________________

Egomuzu biçimlendirmemiz mümkün.

Ne istediğini bil ki, onun yolunda göze alman gerekenleri çoktan benimsemiş bir halde,
istekle sürdür yok olma mücadeleni.
Yok etmek istediğin egonun seni nasıl sardığını gör ki sen de onu sarabilesin.

Hatta anla ki; böylesine tepeden tırnağa birebir oturan bir kıyafetin seni giymesini
daha önce kaç kez istedin?
Kaç kere karnını içeri çektin, kollarını uzattın ileriye;
neredeyse tam geldi diye..

___________________________________________________________________________

GUSTOV’DAN EKLER

Sarsıcı fikirlerinizin zoruyla yıkılan düşünceler için acaba bütçenizde
ek bir ödenek ayırıyor musunuz ki daha fazla vicdan azabı çekmeyin?

– Evet. Aslında ek bir ödenekten bahsetmek mümkün,
ama size bunun boyutlarıyla ilgili bir bilgi vermem yanlış olur;
çünkü kimi zaman belli bir yardım talebiyle karşılaştığımız da oluyor.
Bu da kendimizi cezalandırma imkanı sağlıyor bize ki aynı zamanda
cezanın içeriğiyle ilgili mağdur taraftan aldığımız enformasyonun
niteliğinde çok daha tatmin edici cezalar mümkün olsun.

Diğer durumlar için politikamız hep aynı çerçeveyle sınırlıdır:
Haketmek!
___________________________________________________________________________

İşte hayatın aptallığı!
Her seferinde biraz mutlulukla seni kandırır ve sen hep öyle olacağını sanarsın.
Hatta onu öğrenmeye başlarsın ve o da oğrenir.
Seni öylesine iyi tanır ki, en derindeki karanlıklarına gömdüğün,
artık imkansızlığına inandığın en ufak bir umut kırıntısını bile bulup oradan çıkartır.
Ve sen yeniden öğrenmeye başlarsın.
Çünkü umut insana bildiklerini unutturur.
Kendine hata yapmak için yeni bir şans verirsin.
Kaybedeceğini bildigin halde, yine de, hayatın kendisinin sana sunduğu
aldatmaca kozlar ve inançlarla ona karşı mücadele edersin.
Ve o daha çok oğrenir.
Eğer amacın öğretmekse senden mutlusu olamaz.
Ama eğer öğrenmek istiyorsan, en acı yolu seçmişsin.
___________________________________________________________________________

Sis var gene İstanbul’da.
Gene gözüme şuracıktan ötesi ilişmez,
ilerisini hep ben satarım bur’daki yitik varlığıma,
saymakla bitiremem ona ufkun çocuklarını:
Yalnız,
bitap,
kedersiz!
Hangisi kendimiz?
Yoksa bir başkası mı biz?
Biz kimiz, ya da bir başkası hangimiz?
Biz hepimiz,
sersemce tetikteyiz,
gözlerimiz bağlı
kaldırmış namluları birbirine karşı;
bilmeden kim, kimiz?
tetikteyiz malesef biz hepimiz..
___________________________________________________________________________

KONUŞAMADILAR

İki savaşçı kral, topraklarını birbirinden ayıran nehrin üzerindeki köprünün tam ortasında karşılaştı.
İkisi de halkını çöl sıcaklarıyla gelen kuraklıktan kurtarmak için bu sınırı kendi topraklarına katmak istiyordu;
bolluk ve refah, nehrin sularıyla geri dönecekti çünkü.
Ve ikisinin de halkı -umutla ve inançla- mabedlerinde onlar için dua etmekteydi;
kendi krallarının zaferle dönmesini ve açlık ve sefaletin sona ermesini diliyorlardı.

Savaş haftalarca, aylarca sürdü.
Yenişemiyorlardı.
Her iki savaşçı da, karşısındakinin gücü karşısında dehşete düşmüş ve bir o kadar da hayran kalmıştı.
İnananlar mabedlerinde daha da aç ve sefil bir halde dua etmeyi sürdürdüler.
İnanmayanlar çoktan ölmüştü.

Hayranlıklarını da yorgunlukları gibi birbirinden gizleyemeyen savaşçılar,
dinlenmek üzere durduklarında, her ikisi de diğerinin gücünün ve kudretinin
ve inancının kaynağını öğrenmek istiyordu.
Fakat, ayrı ülkenin kralları birbirlerinin dilini bilmiyorlardı.
Konuşamadılar.
Ve birbirlerini anlayamayacaklarını anladıkları anda, yeniden tek ortak dilleri olan savaşmaya başladılar.
Artık ikisi de, birbirine aşık çiftler gibi, bir diğerini etkilemek için tüm güçlerini sergiliyordu.

Kılıçları birbirine her çarptığında inanılmaz bir ses çıkıyordu;
ve bu gök gürültüsünü andıran ses her ikisinin de ülkesinden duyulmaya başlandı.
Ve inananlar, bulutların sesini duyduklarında, sevinçle ve mutlulukla,
sonunda tanrının onları duymuş olduğuna ve zaten artık inanmadıkları krallarının
belki de çoktan ölmüş olduğuna inandılar.

Ve iki savaşçı birbirlerine son kez baktı.
İkisinin de yalnızca bir kez daha saldıracak gücü kalmıştı.
Kılıçları son kez gökyüzüne yükseldi ve hızla inmeden önce ikisinin de gözleri çoktan kapanmıştı.
İnananlar, açık mavi gökyüzü altında gözleri açık öldüler.

___________________________________________________________________________

GUSTOV’DAN EKLER..

Meblanın ne kadar olduğu çok önemli değil;
mesele, her üyenin bu ortak oylama usulü yapılacak olan yardımlaşma kampanyasına
kendi rızası veya bir dostunun ricası üzerine katılmış olması.
Ve bu katılımını ufak ta olsa bir parçasını kurban ederek gerçekleştirmesidir.
Bu en uygunu olacaktır.

___________________________________________________________________________

Nar çiçeği bezemeli yularından tutmasam,
gevşetsem mahmuzlarımı;
bir de gözlerimi kapasam,
yine de koşar mıyız cehennemin üzerinde dörtnala..
..düşürmeden beni
bırakmadan seni sen başına.

___________________________________________________________________________

‘Neden?’ dedin bana.
Ben ise şimdi aynı soruyu kendime sorarken bulutları izliyorum
ve geçmişim geçiyor gözlerimin önünden
ve gidiyor.
Gözlerin kalıyor geriye, izlemeye doyamayacağımdan korktuğum
ve bu da nedeni işte..
___________________________________________________________________________

Bırak,
insanlar insanca hayatlarını yaşasınlar;
sen yaşayamıyorsun diye, hayat yaşanmaz değildir.
Gülümse,
onların yalanlarına,
doğruya ihtiyaçları yok,
onlara söylemek zorunda değilsin.
Söyle,
eğer başka şansın kalmazsa gerçeği,
arayana ufak da olacaksa bir teselli.
Fakat,
sessizliğinle yine
ta kendine
başkalarının mutuyla teselliyi çok göreceksen
kabul et artık kendi bencilliğini.

___________________________________________________________________________

Şimdi, küçük bir deneme, sanki anlatacak bir şeyleri var bu embeslin yine..
Çelişkilerle dolu kelime yuvası, ovası, belki daha fazlası..
Peki ner’de özü, kimde doğası..?
Bilinmeyenlerden örülü bir çorap söküğü tarlası; takılsan da fayda etmez, sök babam sök sonu gelmez;
çabası pek, fikri pür dikkat kesilmiş gelene(,) sanki aydan habersizlerin boş, yersiz, bizi isteksizce oynatan gırnatası.
Özlem gibi bir takıntıyla başlayan namelerin geldiği belirginlik karmaşası.
Evet, özlüyorum ben(!); kendimi, benim gibi özlemeliyim ben senin adına,
kim olduğu bilinmez benlik taslağı; tasması, taslaması…

___________________________________________________________________________

Esir almış zihnimi haksız bir tutarsızlık, benlerden her biri haklı bu konuda.
Hangisi dese ‘seven benim’, diğerleri başını sallayacak onaylarca;
ve hep bir ağızdan soracaklar: ‘Peki sevmeyen kim?’
Kim cevap verecek buna(?), bir tartışmadır sürüp gidiyor; biz bize, kendi aramızda:
Herkes fikrini söylüyor, kararları dinliyor, hatta uyuyor da bunlara;
kendini unutturacak kadar şüpheli; sessiz soluk alan birisi mi var orada?

___________________________________________________________________________

.                                                             2

___________________________________________________________________________

 

Odamın ortasında oturdum, başladım düşünmeye,
gitti yine koskoca gün gözümüzün önünde.
Yine arbedeyle geçti vakit ve paylaşamadığımız güzellikler çirkinleştiler.
O zaman paylaştık onları, kimi zaman zorla bile.
Direttik çirkinliği herkes anlasın diye.
Biz de çirkin olduk sonunda ondan bahsede bahsede.
Güzelliği ararken birlikte, çirkinliği bulduk birbirimizde.
Nasıl paylaşacağız derken güzelliği, unuttuk onun kendisini.
Bilmediğimiz için belki anlaşmayı çirkin geldi bize.
Çirkin olan anlaşmanın ta kendisiydi belki de.
Belki güzellikleri paylaşırken anlaşmak zordu: kimin payı fazlaydı güzel olan bir şeyde?
Eşit olduğunda ise paylarımız, güzelliği parçalamış olduk.
Oysa bütün güzeldi tek başına. Hepimizin payına çirkinlik düştü.
Çünkü biz güzelliklerimizi birleştirmeyi asla beceremedik.

______________________________________________________________________

gariplikler birbirini kovalamalıydı ya, hoşluklarımız hep ardındaydı ya garipliklerimizin..

göstermedik ya biz onları, hatta saklamadık ya bir bir kendi edep yerlerimize,

sevindik ya edepsiz olmanın tadını kovalarken ucuyla burnumuzun,

sanki pişmiş aş varmış gibi az ileride..

ama aç bilaç çıkıyordu ya tadı bu sefer-i ziyafetin; ağzımızı pek açmadan doyduğumuz bu nefsin zevkine, niyetimizi de gizlemedik ya gizlerken yüzümüzü rüyamızın ardındaki görünmezliğe.

..dokunmadık ya ateşlere, silkinmeden akkorları alnımızda gizlenen

ki kendiliğindendi ya olması gereken(!),

-ya gölgeler ardında ki sezsizce ‘gizlenilen; saklanmış diğerlerinden,

kovalatan bizi bizlere..

böyle bir-ol(!)’du ya işte, dedim ya: hoş oldu(!), garip olanların doyuşu birbirinin gizemine..

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: